1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası

Kanser son yıllarda dünya da en çok artan hastalık haline gelmiştir. Hatta 4 kişiden biri kanser hastası olmaya başlamıştır. Kanser hücre hastalığıdır. Öldürücü ve sık görülen bir hastalık haline geldiği için dünyanın en çok sağlık sorunudur.  Bu yüzden kanserle savaşmak etkilerini azaltmak için bilinçlenmek gerekir. Bilinçli yardım ve destek bir çok hastalıkları aştığı gibi kanserden de kurtulma olanağını sağlayacaktır.

Doktorların eğitimine yardımcı olmak ,kanser konusunda hastalara yardımcı olmak ve hastalıkla ilgili araştırmaları desteklemek 1947 yılında Ankara’da Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu adı ile bir dernek kurulmuştur. 1956 yılında Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu’nun önerisi ile Nisan ayının ilk haftası ülkemizde Kanser Savaş Haftası olarak kabul edilmiştir.  İlk kanser hastanesi, 1956 yılında Ankara’da açıldı.Hafta boyunca çeşitli etkinlikler yapılmaktadır, kanserin erken tanısı ve korunma ile ilgili toplum bilgilendirilmektedir.

Kabakulak Nasıl Geçer? Belirtileri Nelerdir?

Kabakulak geçiren çocuğun annesinin anlayabileceği bazı bulgular vardır. Çevrede bir çocuk kabakulak geçirdiyse kendi çocuğunda halsizlik, iştahsızlık, ateş yanında kulak altı bezesinde şişlik varsa özellikle limon,portakal gibi ekşi şeyleri tükettiği zaman ağrısı artıyorsa kabakulak olarak kabul edilebilir. Evde yapılacak olan tedavisinde antibiyotik tedavisine gerek yoktur. Ağrı ve ateş için ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sıvı şeyler tüketmesi gerekir. İstirahat sağlanır. Bunlar genelde yeterli olacaktır. Ancak komplike olan bir durumda çocukta kusma, dalgınlık bir durum varsa doktora başvurulmasında fayda vardır. Kabakulağın yaptığı komplikasyonlarda kalp ile ilgili problemler oluyorsa, bağırsak ile ilgili sorunlar ortaya çıkıyorsa yine doktora gidilmesinde yarar vardır. Yani evde beklenebilecek sınır normal seyiri dışında bulgular ortaya çıkıyorsa bu sınırı aşmış demektir. Mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.

Kabakulak Belirtileri Nelerdir?

Kabakulak hastalığı genelde çocukluk çağı hastalığıdır. Bulgu olarak ta kulak altı bezesinin şişmesi ile başlar. Fakat ondan önce 3-4 gün süren halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi bulgula olur. Bu bulguları takiben bir taraflı beze şişer. Bir iki gün içinde diğer beze şişer. Genelde beze şişliği kulak altındaki beze şişliği ağrılıdır. Hassastır. Çocuğun yemek yemesi, çenesini hareket etmesi ile ağrısı artar. Bunun dışında kabakulakta karın ağrısı olabilir. Kusma eğilimi fazladır. Beyin etkilenmesi, menenjit bulgular ortaya çıkmaktadır. Kabakulakta erkek çocuklarda orşit denilen yumurtalığın etkilenmesi ortaya çıkmaktadır. Çocukta özellikle şiddetli karın ağrısı pankreas bezinin etkilendiğini göstermektedir. Kusmalar pankreas ya da beynin etkilendiğini gösterir. Bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşıcılığı genelde bulgu ortaya çıkmadan 3-4 gün önce başlamakta bulgu ortaya çıktıktan sonra 5 gün devam etmektedir. Bulaşma yolları solunum yolu ile, temas ile bulaşmaktadır.

Kabakulak Tehlikeli Bir Hastalık Mıdır?

Kabakulak çocuklarda geç komplikasyonlara neden olmaktadır. Bunların bazıları sağırlık gibi, artrit gibi eklemlerin etkilenmesi, miyokardit gibi kalbin etkilenmesi bu gibi etkileri vardır. Genelde selim bir hastalıktır. Tehlikeli bir hastalık değildir. Geç etkileri , pankreasın etkilenmesi, kalbin etkilenmesi , beynin etkilenmesi gibi etkileri vardır. Ergenlik döneminden sonra erkek çocuklarda olduğu zaman yumurtalıklarını etkilenmesinden dolayı kısırlık vardır. Genelde kabakulak yaklaşımında çocukta sadece ağrı, halsizlik, iştahsızlık, kulak altı bezesinde şişlik varsa istirahat yeterlidir. Ancak bazı komplikasyonlar ortaya çıkıyorsa daha sıkı takip edilmesi gerekir. Kabakulak tanısı konulduktan sonra normal seyiri dışında eğer çocukta huzursuzluk, sürekli uyuklama, dalgınlık gibi durum varsa ense sertliği varsa ya da günde 3-4 kezden fazla kusma varsa doktor tarafından kontrol edilmesinde fayda vardır.

Kabakulak Aşısı Yaptırıldığında Hastalık Önlenir Mi?

Kabakulak aşısı 1965 lerden bu güne uygulanmaktadır. Çok etkili bir aşıdır. Aşı yapıldığı zaman ilk dozda % 95 korumaktadır. Aşı yapılma zamanı 12-15 ay arasıdır. Şu an 1 yaşında kızamık, kızamıkcık,kabakulak olarak yapılmaktadır. 4-6 yaşında aşının tekrarı gerekmektedir. Yani iki doz kabakulak aşısı yapıldığı zaman %95-99 arasında kabakulak hastalığı önlenmektedir. Kabakulak aşısı canlı bir aşıdır. Canlı aşı olduğu için genelde çocukta başka bir enfeksiyon varsa aşı yapılacağı dönemde ateşi varsa ya da aşının içerdiği madde yumurtalı besi den üretildiği için yumurtaya karşı alerjisi varsa daha dikkatli yapılması gerekir. Özellikle yumurta alerjisi olan çocuklara kızamık,kızamıkçık,kabakulak aşısını hastane ve acil koşullarda yapılması gerekir. Aşının kalıcı bir yan etkisi yoktur. Aşıdan 7-10 gün sonra hafif bir ateş olabilir, halsizlik olabilir. Çok nadiren aşıya bağlı kabakulak bezesinde şişlik kabakulak benzeri bulgularla karşımıza çıkabilir.

Kabakulak Sadece Çocuk Hastalığı Mıdır?

Kabakulak geçirmeyen erişkinler aşı olmadıysa tabi ki görülebilir.Ama genelde aşının olmadığı dönemlerde okul çağı ve okul öncesi çağın da görülen bir hastalıktır.  Erişkinler kabakulak aşısı olmadıysa ya da kabakulak hastalığını geçirmediyse kanda kabakulak antikorlarına bakılarak aşı yapılabilir. Erişkinlik çağında yani ergenlikten sonra kabakulak özellikle erkek çocuklarında olduğu zaman daha tehlikeli seyretmektedir. komplikasyonları daha ağır olmaktadır. Yumurtalıkların etkilenme oranı daha yüksektir. onun için her yaşta görülebilir. Daha sık çocukluk çağı hastalığıdır. Ülkemizde de aşısının başarılı uygulanmasından sonra kabakulak hastalığını daha az görmeye başlanmıştır. Bu nedenle örneğin 20 yaşındaki bir kişi aşı olmadıysa riske girmemek açısından kabakulak açısından aşı yapılabilir. Eğer geçirdi ve farkında değilse bile bu aşının hiç bir zararı yoktur. Kabakulak hastalığı %30-40 oranında bulgu vermeden geçmektedir. Yani virüsle karşılaşan bir kişi hafif gribal bulgularla da kabakulak hastalığını geçirmektedir. Bunlar parotis bezesinde şişlik , dalgınlık, kusma hiç bir şikayet olmamaktadır. Bu nedenle kabakulak geçirmedim diyen bir çok kişi de geçirmiş olabilir.

 

 

Su Çiçeği Nasıl Geçer? Belirtileri Nelerdir?

Su çiçeği viral bir enfeksiyondur. Bu nedenle antibiyotik kullanıma gerek yoktur. Hastalığın bulgularına göre semptomatik tedavi uygulanmaktadır. Bu bulgular döküntü , kaşıntı , ateş, halsizlik ve iştahsızlıktır. Tedavi yapılırken en önemlisi çocuğun ateşi ve konforunu bozacak düzeyde kaşıntı ve vücuttaki döküntüleridir. Ateşe yönelik parasetamol kullanılır.  3 gün ateş yapabilir. Genelde ateş bu tür viral enfeksiyonlarda hastalığın iyileşmesini  kolaylaştırıcı faktördür. Yani ateş çocuğun konforunu bozmuyorsa , çocukta ciddi bir sorun yaratmıyorsa ateş düşürücü kullanılmayabilir. Ancak çocuğun konforunu bozuyorsa, halsizlik yapıyor ve kötü hissediyorsa ateş düşürücü olarak parasetamol kullanılabilir.  İkinci kullanılan ateş düşürücü ibuprofendir. Ancak ibuprofen kullanımı çocuklarda ciltteki lezyonlarda sekonder bakteriyel enfeksiyonun ilave olmasını arttırabilir. Bu nedenle kullanılmaması gerekir. Aspirin kesinlikle kullanılmaması gereken bir ilaçtır. Çünkü reye sendromunu arttırır. Reye sendromu da çocuklarda karaciğer ve beyni tutan ölümcül bir hastalıktır. Su çiçeği çıkaran çocuklarda kaşıntı, döküntü mevcuttur. Ciddi bir huzursuzluğa neden olur. Bu nedenle çocuklarda kaşıntıya yönelik ağızdan antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Kaşıntıya yönelik yüzeyel antihistaminik kaşıntı ilaçları da kullanılabilir. Önemli olan ikincil bir enfeksiyonun ilave olmasını engellemek , çocuğun konforunu arttırmaktır. Su çiçeği hastalığı sırasında çocukta ateş, kaşıntı, döküntü olduğu için ortam sıcaklığının fazla olmaması , sıkı sıkı giydirmemek ve serin bir ortamda kalmasını sağlamalıyız. Ayrıca sık banyo olmasının faydası vardır.

Su Çiçeğinin Belirtileri Nelerdir?

Su çiçeği çocuklarda sık görülen bulaşıcılığı yüksek selim bir  enfeksiyondur. Viral enfeksiyondur. Etkeni varisella zoster bir virüstür. Genelde kuluçka dönemi 16-18 gün bazende 21 güne kadar uzayabilir. Bulaşıcılığı kişiden kişiye olmaktadır. Virüs vücuda girdikten 10-15 gün sonra bulgular ortaya çıkmaktadır. İlk başta başlayan bulgu çocuklarda döküntüdür. Erişkinde farklı olarak döküntü ortaya çıkmadan bir iki gün önce halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi bulgular vardır. Ancak çocuklarda tüm bulgular aynı anda başlamaktadır. Hastalığın özelliği ya da tanınma şekli döküntü ile olur. Döküntü genelde yüzde , saçlı deride başlar gövdeye yayılır. Daha sonra kollara ve bacaklara yayılır. Genelde santral bölgededir. Yani yüzde, gövdede ve sırtta bulunur. Döküntüler kol ve bacakta daha azdır. Döküntülerin özelliği hafif kızarık olan döküntüler vardır. Kızarıklığı daha çok artan içinde minik sıvı olan döküntüler vardır. Sıvısı koyulaşan ve kabuklanan döküntüler vardır. Yani hastalığın özelliği döküntüler her yaştadır. Her çeşit döküntü vardır. Bu döküntüler kaşıntılıdır. Su çiçeği bulguları ateş, vücutta döküntü,halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı , karın ağrısıdır. Ateşin süresi 3 gün sürebilir. Döküntünün en hızlı arttığı dönemde ateş vardır. Döküntü ağrılığı, şiddeti azaldığı zaman ateş düşer. Döküntünün süresi de 5-7 gün arasıdır. Bu süre sonra döküntüler sırayla yavaş yavaş kabuklanarak azalmaya başlar.

Su Çiçeği Sonrasında İz ve Leke Kalır Mı?

Su çiçeği selim bir hastalıktır. Genelde su çiçeği sonrası normal su çiçeği geçiren çocuklarda iz ve leke kalmaz. Ancak su çiçeği döküntüsü üzerine bakteri ilave olduysa sekonder bakteriyel bir enfeksiyona bağlı impetigo erizepel denilen bakteriyel bir enfeksiyon oluşmuşsa bu büyük yara iyileşirken nedbe dokusu oluşur. Bu nedbe dokusuna bağlı minimal bir iz kalma ihtimali vardır. Genel olarak su çiçeği enfeksiyonu geçiren çocuklarda 6 ay 1 yıl süren nedbe dokusu görülebilir. Fakat daha sonra bu lezyonlar kendi kendine iyileşir. İz kalmaması için örneğin çocuğun  alnında büyük bir lezyon oluştu, bakteri ilave oluştu burada bir nedbe dokusu oluştu güneşe çıkarken mutlaka güneşten korumanın faydası vardır. Nemlendirici kremler kullanılabilir. Koruyucu faktörü yüksek güneş kremleri kullanılabilir. Ama bu çok çok nadirdir. Genelde iz kalmaz.

Su Çiçeği Aşısı Hastalığa Yakalanmaya Engel Midir?

Enfeksiyon hastalıklardan korunmanın en önemli yolu aşılardır. Eğer bir hastalığın aşısı varsa. Su çiçeği hastalığının da aşısı 1995 yılından beri tüm dünyada uygulanmaktadır. Hastalığın aşısı uygulanmaya başlandıktan sonra hastalık tüm dünyada %90 a kadar azalmıştır. Bu nedenle mutlaka su çiçeği aşısının yapılması gerekir. Su çiçeği aşısı 1 yaş ile 15 ay arasında ve 4 ile 6 yaş arasında olmak üzere 2 doz şeklinde uygulanmaktadır. Aşının koruyuculuğu ilk dozdan sonra %80-90 ikinci dozdan sonra koruyuculuğu %95 e çıkmaktadır. Bu nedenle mutlaka aşının yapılması ve iki doz olarak yapılması gerekir. Aşının yapılmaması gereken durumlar da vardır. Bunlar gebelik döneminde yapılmayabilir, çocuk sürekli kortizon kullanıyorsa bağışıklık sisteminde bozukluk varsa ya da daha önce yapılan su çiçeği aşısına anaflaksi geliştiyse yapılmamasında fayda vardır. Aşı her yaşta yapılabilir. En erken 12 aylıkken yapılır ama 1 yaşında aşı yapılmayan çocuğa 6 yaşında da bu aşı uygulanabilir. Genelde 2 dozdur. En erken 3 ay ara ile yapılabilir. 13 yaşından sonra çocuklara da , erişkinlere de hastalığı geçirmediyse aşı yapılabilir. Aşının koruyuculuğu % 90 ın üzerindedir.

Su Çiçeği Kaç Günde Geçer?

Su çiçeği selim bir hastalıktır. Kendi kendine iyileşir. Hastalık döküntü ortaya çıktıktan sonra hastalığın tam geçme süresi 5 ile 7 gündür. Eğer çocuğun bağışıklık sisteminde bir sorun varsa, kronik kullandığı ilaç varsa, bağışıklık sistemini baskılayan hastalık varsa bu hastalık 10 ile 12 gün uzayabilir. Ama genelde sağlıklı bir çocukta hastalığın tam iyileşme süresi 5-7 gün arasıdır. Bu dönemde çocuklarda konforu bozduğu için ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Bulaşıcılığı çok yüksek olan bir hastalıktır. Su çiçeği çıkaran bir çocuğun okula gönderilmemesi , yuvaya gitmemesinde fayda vardır. Genelde lezyonlar kuruduktan sonra okula gidebilir. Bulaşıcılık döküntü çıkmadan 2 gün önce başlar. Döküntü çıktıktan sonra döküntüler geçene kadar yani 7 güne kadar devam eder. Bu nedenle 7 gün çocuğun okula gitmemesi gerekir. Su çiçeği geçirmeyen kişiler için risk oluşturacaktır.

Verem (Tüberküloz) Nasıl Geçer? Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Verem (Tüberküloz) hastalığı mutlaka göğüs hastalıkları , konunun uzmanı kişiler tarafından yapılmalıdır. Tüberkülozun tedavisi standart bir tedavidir. Tüberkülozda kullanılan ilaçları vardır. Tedavileri standarttır. 6 aylık bir tedavi süresi vardır. Başlangıçta 2 ay yoğun bir tedavi , tüberküloz mikrobunu yok etmeye yönelik bir tedavi devamında 4 ay civarında da toplam 6 ay olacak şekilde idame tedavisi yapılır. Tüberküloz hastalığı hastalığın yaygınlık derecesine göre ayaktan ya da hastanın yatırılıp toplumdan izole edilmek suretiyle tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Kullanılan ilaçların mutlaka düzenli olarak alınması gerekir. Eksik kullanıldığı takdirde direnç tüberküloz gelişme olasılığı yüksektir. Hekiminde mutlaka hastanın ilaçlarını aldığından emin olması ve düzenli takipler yapması gerekir. Ayrıca bu süre içinde kişilerin beslenmesine de dikkat etmesi , en azından vücut direncinin düşmemesi için önemlidir.

Veremden Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Verem aşısı yenidoğan döneminde ve ilkokul döneminde aşı programında vardır. Aşının koruyuculuğu % 0 ile 80 arasında  kabul edilmektedir. Tartışmalıdır fakat verem aşısı yapılan kişilerde tüberkülozun ağır formu olan milliyer tüberküloz ve menenjit tüberküloz denilen hastalıkların daha hafif atlatılmasına neden olacağından dolayı verem aşısı Sağlık Bakanlığı tarafından aşı programlarına alınmıştır.

Verem hastalığında en bulaştırıcı hasta grubu kaviteli denilen yani akciğerlerinde yara olan hastalardır. Bu kişilerin balgamlarında ya da solunum sekresyonlarında tüberküloz mikrobu çok yoğun olacağı için bu kişilerin bulaştırıcılığı çok fazladır. Korunmada bu kişiler ile temastan kaçınmak önemlidir ve yayma pozitif kişilerin kaviteli tüberküloz kişilerin çok iyi tedavi edilmeleri gereklidir. Çünkü tüberkülozda esas bulaştırıcı olan kişiler bu grup hastalardır.

Dirençli Tüberküloz ( Verem ) Tedavi Edilir Mi?

Bu hastalarda direnç geliştikten sonra yani kişide dirençli tüberküloz olduktan sonra tedavisi çok güç olan hastalıktır. Tedavi süreleri ve maliyeti çok artmaktadır. Dirençli tüberküloz tedavisi normalde tüberküloz tedavisi standart 6 ay olmasına rağmen dirençli tüberküloz tedavisi 18-24 ay hatta daha da uzayabilmektedir. Tüberküloz ilaçlarını direnç geliştiğinden dolayı mevcut ilaçların bir kısmı kullanılmayacağından dolayı başka antibiyotikler tedaviye eklenmektedir. Tedavi süresi çok uzun olmaktadır. Maliyeti de çok artmaktadır. Dolayısıyla önemli olan tüberkülozda direnç gelişmesini engellemektir.

Dirençli tüberkülozun tedavisinde mevcut ilaçlara direnç geliştiğinden dolayı normalde tüberküloz tedavisinde kullanılmayan bir takım antibiyotikler eklenmektedir. Bunların tüberküloza etkisinin az olmasından dolayı tedavi süreleri normalden çok daha fazla uzamaktadır. Bazı olgular ve kişilerde eğer hastalık belli bir bölgede sınırlı ise bu hastalarda cerrahi ile o bölgenin çıkartılması tedavi şansını arttırmak açısından tedavide yer vardır. Dirençli tüberküloz gelişen hastaların mutlaka gözetim altında, hastanede uzun süre yatarak ve ilaçları aldığından emin olunarak tedavi edilmesi gerekir. Tedavisi mutlaka bu hastalıkla ilgili merkezlerde yapılması gerekir.

Dirençli Tüberküloz Ne Demektir?

Dirençli tüberküloz tamamen hastanın eksik ilaç kullanmasından , düzensiz ilaç kullanmasından ya da uzman olmayan kişiler tarafından yapılan tedavilerdeki eksik sonucu gelişen insan yapımı bir durumdur. Kişinin mikrobu mevcut olan tüberküloz ilaçlarına karşı direnç kazanır.

Mevcut ilaçlarla tedaviye başladıktan sonra kişiden alınan balgam örneklerinde tüberküloz mikrobunun hala olması , hastalığın belirtilerinin devam etmesi durumunda dirençli tüberkülozdan şüphelenmek gerekir. Bu gibi durumda direnç testleri ile ilaçlara karşı direnç gelişip gelişmediği kesinlik kazandırılması ve direnç varsa tedavi protokollerinin ona göre düzenlenmesi gerekir.

Verem İçin İlaç Tedavisi Dışında Neler Yapılmalıdır?

Verem hastalığında tedavide en önemli şey ilaçların düzenli ve eksiksiz olarak kullanılmasıdır. Tüberkülozun tedavisi standarttır. 6 ay boyunca ilaçların belirtilen sürelerde,düzende ve dozlarda alınması gerekir. Tedavide en önemli şey budur.

Birlikte bulunan yerlerdeki kişilerin hasta olmalarını engelleme açısından onlarında 6 ay süresince ilaç tedavisi almaları gerekir. Bunu yine uzman hekim tarafından planlanması gerekir. Verem hastalığı hastalığın yaygınlığına göre ayaktan ya da hastanede yatırılarak tedavi edilebilir. Kişi bazen kendini iyi hissedebilir. İlaçları eksik alabilir ya da almayabilir. Bu gibi durumlarda direnç tüberküloz gelişmektedir. Genellikle tedavi başlandıktan sonra 10-15 gün içerisinde çok ciddi bir şekilde mikrop bulaştırıcılığı azalmaktadır. Dolayısıyla tedavinin başlangıcı çok önemlidir.

Tansiyon Neden Yükselmektedir? İdeal Tansiyon Ne Olmalıdır?

Tansiyonu vücutta kontrol eden bir çok mekanizma vardır. Tansiyonun bir çok nedenden yükseldiğini bilmek gerekir. Sonuçta kalbin atım gücünden damarların elastikiyetine kadar her şey kanın damarlara yaptığı basıncı etkileyebilir. Vücutta bir çok hormon salgısı kanın basıncını ayarlamada rol oynar. Böbrek üstü bezinden , tiroid bezine kadar böbreklerden salgılanan bir çok hormon kanın basıncını etkileyebilir. Bu nedenle ikincil hipertansiyon ( Yüksek tansiyon ) hastalık bunların bozukluğunda ortaya çıkar. Ama tansiyon hastalığın çoğu genetiktir.

İlla tansiyon hastası olan bir kişide yüksek tansiyonun hangi organdan kaynaklandığını bulmak mümkün değildir. Çoğunluğu hiç bir organdan kaynaklanmaz. Sadece genetik nedenlerle ortaya çıkar.

İdeal Tansiyon Ne Olmalıdır?

Yapılan çalışmalarda bir kişinin kan basıncı hangi değerlerde olursa daha sağlıklı ve uzun yaşar. Yani bilinen 12/8 dir. 120 mm civa kalbin kasılma anında  80 mm civa kalbin genişleme anında ölçülen değerler ideal tansiyondur. Ama tansiyon kişiden kişiye çok değişmektedir. 10/6, 10/5 e kadar düşen veya 13/8  kadar yükselen tansiyon değerleri normal kabul edilmektedir.

Özellikle yüksek tansiyonda mutlaka normal değerlere kan basıncını düşürme gerekir. Bu kan basıncının damarlara ve diğer organlara  yaptığı zararlı etkiler ortan kaldırılması gerekir. Düşük tansiyonda alt sınır genelde organ kanlanmasına yetecek kadar bir kan basıncı varsa ya da kişiyi normal hayatında bu durum olumsuz etkilemiyorsa müdahale edilmesi gerekmez. Ama kişinin normal hayatını etkileyecek veya organların iyi kanlanmasını bozacak derecede düşük tansiyon söz konusu ise o zaman tedavi edilmelidir.

Küçük ve Büyük Tansiyon Nedir?

Küçük ve büyük tansiyon kalbin değişik durumlarında kanın damarlara yaptığı basınç değerlerini verir. Büyük tansiyon kalbin kasılma anında kanın damarlara yaptığı basıncın ölçümüdür. Küçük tansiyon kalbin genişlemesi anında kanın damarlara yaptığı basıncın ölçümüdür.

Tansiyonu Yükselmesi İçin Neler Yenilmelidir?

Ayranın içindeki tuz tansiyonu yükselten bir maddedir. Yani tuzlu yiyecekler tansiyonu yükseltmektedir. Bir insanın tansiyonunu neden yükseltmek gerekir. Eğer düşük tansiyon normal hayatını olumsuz etkiliyorsa yükseltmek gerekir.

 

Tansiyonu Düşürmek İçin Neler Yenilmelidir?

 

Sarımsak eskiden beri bilinen damar sertliğini engelleyen bir besindir. Yüksek C vitamini barındırmaktadır. Antioksidan bir besin maddesidir. Bu yüzden damar sertliğini engelleyici bir etkisi vardır. Fakat yapılan çalışmalarda böyle bir etkisi olmasına rağmen tansiyonum yükseldi bir diş sarımsak alayım da tansiyonum düşsün gibi yaklaşımların çok doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun ilaç gibi kullanılması fazla etki yapmamaktadır. Ama uzun süreli kullanımda damar sertliğini engelleyici , vücuda olumlu etki yapan bir besindir. Bunun dışında bazı kuruyemişler ,omega 3 içeren besin maddeleri olabilir. Bunlarında damar sertliğini engelleyici etkisi mevcuttur.

Kolesterol Ne Demektir? Neden Yükselir?

 

Kolesterol yağ yapısında bir maddedir.  Kanda lipoprotein adı verilen maddelerle taşınmaktadır. Kolesterol vücudumuzda bebeklikten itibaren bulunan bir maddedir. Gelişim çağında gelişime yardımcıdır. Bazı hormonların yapısına , hücre zarının yapısına girmektedir. Kanda kolesretolü taşıyan lipoprotein denilen maddeler iki tanedir. Biri HDL ( Hight Density Lipoprotein ) diğeri de LDL ( Low Density Lipoprotein ) dir. Zararlı ya da faydalı bilinen kolesteroller HDL ve LDL dir.

Kolesterol Neden Yükselir?

Kolesterolün yükselmesinin nedeni beslenme ile alakalıdır. Doğru beslenme şekli ile kolesterol düzeyini normal sınırlara yakın tutmak mümkündür. Ancak çok doğru beslenmeye rağmen bazı kişilerde kolesretol düzeyinin yine de yüksek olduğunu görebiliriz. Kolesretolün büyük çoğunluğu karaciğerde yapılır. Her kişinin karaciğeri değişik kapasitede kolesretol üretir.

Karaciğerdeki kolesretol yapımını beslenme çok ciddi anlamda etkilemek ile birlikte genetik yapılarda çok fazla etkilemektedir. Fazla tüketilen alkol karaciğerdeki kolesretol  yapımını arttırır. Az miktarda alınan  alınan alkol veya az miktarda alınan özellikle kırmızı şarap karaciğerde kolesretol yapımını azaltır. Alkol alımı kolesretolü olumsuz yönde etkilemektedir.

Kolesretolü Düşürmek İçin Neler Yapılmalıdır?

Kolesretolü düşürmek için doğru beslenmek gerekir. Beslenmeninde esas ana maddesi doğru yağ seçimidir. Katı yağ ve margarinlerden kesinlikle uzak durmak gerekir. Sıvı yağları çok fazla tüketmemek kaydıyla tercih etmek gerekir. Zeytin yağı, soya yağı, kanala yağı bu tip yağlar kolesretolden oldukça fakirdir. Ama yinede çok miktarda tüketilmemelidir. Etlerden tavuk eti ve balık etini tercih edip onlarında derilerinden uzak kalmak gerekir. Kırmızı et ikinci planda olmalıdır. Mümkün olduğunda az tüketilmelidir. Ayda bir iki defa olabilir. Süt , yoğurt, peynir bol miktarda kolesretol içerir. Bunların az yağlı olanlarını veya yağsız olanlarını tercih etmek gerekir.

Kolesretol Hangi Hastalıklara Neden Olur?

Kolesretol kendi başına bir hastalık değildir. Risk faktörüdür.  Kalp ve damar hastalıkları için risk faktörüdür. Damar hastalıkları geniş bir grubu içine almaktadır. Beyin, böbrek, bacak, kalp, aorta denilen büyük damarın hastalığı bunların hepsi kolesretol yükselmesi ile oluşur. Dolayısıyla kolesretol bütün organlarda tıkayıcı damar hastalığı yapabilir.

İyi Ve Kötü Kolesretol Arasında Ne Far Vardır?

LDL zararlı kolesretol demektir.  HDL faydalı kolesretol demektir. Aslında bunlar kolesretol değil kolesretolü taşıyan protein yapısındaki maddelerdir.

Özellikle damar duvarının içinde kolesretol birikmesi LDL nin kolesretolü damar duvarının içine taşıması ile olmaktadır. HDL de bunun tam tersi etki yapmaktadır. Damar duvarından  damarın birinci ve ikinci tabakası arasında biriken kolesterolü dolaşıma taşımaktadır. Zaralı ve faydalı kolesterolden ziyade kolesterolü taşıyan maddeleri zararlı ve faydalı etkiler söz konusudur.

Göğüs Ağrısı Nasıl Geçer? Nedenleri Nelerdir?

Göğüs ağrısında ilk önce altta yatan etkeni bulmak gerekir. Bu etken bulunduktan sonra göğüs ağrısı tedavisi edilebilir. Hiç bir zaman hiç bir göğüs ağrısı hastaneye gitmeyecek kadar önemsiz bir durum değildir. Özellikle 40 yaş üstü erkeler , sigara içenler, ek hastalığı olanlar (tansiyon, şeker hastaları vb) , ailede kalp krizi hikayesi olanlar, aile yakınlarında geçirilmiş enfarktüs ya da damar yırtılması gibi sorunu olan insanlar derhal acile gitmelidir. Burada yapılacak bir dizi test ile , muayene ve tetkiklerle hastanın göğüs ağrılarının sebepleri ortaya çıkar.  Eğer bu göğüs ağrısının sebebi koroner damar tıkanıklığı ise gidilen merkezde acil şartlarda anjiyografi uygulayarak buradaki koroner damara stent koyarak koroner damarı açarak tekrar  koroner damarı çalışır hale getirerek hastanın hayatı kurtarılabilir. Bu hasta eğer acile gitmez uzun sürece bırakılırsa ciddi hayati bir tehlike altında olunacaktır.

Yemek borusunda olan asit reflüsüne bağlı yıllarca süren ağrıyı önemsememek yıllar sonra beklenmedik özofagus kanseri, tedavisi çok zor hastalık olarak karşınıza çıkabilir. Dolayısıyla göğüs hastalıklarının hepsi ciddiye alınmalıdır. Zaten göğüs ağrısının ciddi olan kısmı hastayı hastaneye götürür. Hasta kendisini hemen acil merkeze atmak ister. Ancak göğüs ağrısı hafif hastaneye gitmemenizi söylüyorsa da siz en yakın zamanda göğüs hastalıkları uzmanına görünmeniz gereklidir.

Göğüs Ağrısının Nedenleri Nelerdir?

Göğüs ağrısı ile meme ağrısını birbirinden ayırmak gerekir. Göğüs ağrısı göğüs kafesi içerisinde olan kemiklerden, kaslardan başlayarak akciğer , kalp, yemek borusu, nefes borusu , buradaki bezeler, diyafram gibi organlardan kaynaklanan herhangi bir sorundan ortaya çıkabilir. Bunların başında ilk akla gelmesi gereken kalptir. Çünkü kalp krizinin ilk bulgusu göğüs ağrısı olabilir. Ama hastaların endişe etmemesi gerekir.

Göğüs ağrısı akciğer kanser %2 – 3 gibi düşük orandadır. Aort anevrizması, aort damarının yırtılması gibi bir başlangıcı  %1-2 gibi orandadır.  Bunun dışında % 30 oranında göğüs kafesini oluşturan kemiklerden ve kaslardan kaynaklanan ağrılarla olabilir.

Göğüs Ağrısının Tipinden Nedeni Anlaşılır Mı?

Göğüs ağrısının tipinden nedeni anlaşılabilir. Fakat hasta bunun tipi şuna uygun deyip tedaviyi geciktirme gibi bir durum doğru bir yaklaşım olamaz. Göğüs ağrısının tipi ne zaman başladığı, egzersiz sonrası olup olmadığı , otururken istirahatte olup olmadığı, en kadar sürdüğü, geceleri uyutup uyutmadığı, nereye yayılım gösterdiğine bakılarak göğüs ağrısının neden kaynaklandığı anlaşılabilir. Ancak bunun  kararını bir hekim vermelidir. Hasta benim göğüs ağrım şuna uyuyor deyip doktora gitmemesi veya acile başvurmaması doğru değildir.

Bu ağrılardan en acil ve hastanın en alarmda olup hemen hastaneye başvurması gereken durum kalp ağrısını çağrıştıran ağrı şeklidir. Burada ani başlayan göğüs ağrısı , ölüm korkusu, şiddetli terleme, çarpıntı ile birlikte olabilecek hastayı panikleten bir durum ortaya çıkar. Bu acilen hastaneye başvurması gerektiren bir durumdur. Ya da egzersiz,spor sonrasında, ağır yük kaldırma sonrasında ortaya çıkan ağrı aynı şekilde acile başvurulması gereken bir durumdur. Ama yavaş olan, çok uzun zamandır olan küçük küçük ağrılar, kas ağrısı ile ayırt edebiliyorsanız bu gibi durumlarda acil olarak hastaneye gitmek gerektirmez.

Sol Göğüste Ağrı Kalp Krizi Sebebi Midir?

Her sol göğüs ağrısı kalp krizi belirtisi değildir. Çünkü sol göğüste bulunan diğer organlar sol göğüste ağrıya yol açabilirler. Ya da karın içerisindeki bir organın hastalığının yansıması sol göğüste olabilir. Sol göğüste ağrı dendiği zaman göğüste ağrının tipi, şiddeti, başlaması, egzersizle ilişkisi gibi durumlar göz önünde bulundurularak hastanın yaşı , altta yatan hastalıkları, patolojik durumları, hastalığa ait geçmişi bir araya getirilerek sonuca gidilir. Örneğin sol göğüs ağrısı %1-2 ihtimal akciğer kanseri olabilir. %1-2 ihtimal yemek borusu ile ilgili bir sorum olabilir. Mesela sık kusmaya bağlı olan ya da bir gece önce çok yüksek miktarda alkol almasına bağlı olan kusmalara bağlı özofagus yaralanmasının habercisi olabilir. Bu acil bir durumdur. Hastaya 24 saat içinde müdahale edilmesi gerekir. 24 saat içinde müdahale edilmiş hastalarla 24 saat  sonra müdahale edilmiş hastalar arasında yaşayabilme oranı son derece birbirlerinden farklıdır.

Sol göğüs ağrısı bir alarm bulgudur. Ama her zaman kalp hastalığı, damar tıkanıklığı bulgusu olmayabilir. Bunun için kola yayılma, çeneye yayılma, başlangıcı , ne şiddette ağrı olduğu beraberinde hastada tansiyon düşüklüğü olup olmadığı gibi bulgular göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Sol göğüs ağrısı önemlidir. Ama panik olup derhal yanlış bir müdahaleyi gerektirecek kadar bir durum değildir. Hasta ve doktor bunun bilincinde olmalıdır.

Göğüste Ağrı Hangi Kalp Sorunlarının Belirtileridir?

Göğüste ağrı , ağrının nasıl başladığı , nereye yayıldığı , ne tip ağrı olduğu göz önüne alınarak acil bir yaklaşım olan kalp olarak yaklaşmak gerekirken bunun en baş sebebi kalp damar darlığıdır. Yani koroner damarlarda darlık hastanın bir enfarktüse gidiyor olmasının başlangıcı olarak değerlendirilmelidir. Acile en sık kalp olarak yapılan başvuruların özellikle 40 yaşın üstünde erkekler, sigara içenler, yoğun stres altında çalışanlar , özellikle stresli bir dönemden geçenler de görülen ağrının önemli bir kısmı koroner damar tıkanması sebebi ile olur. Bu durumda bir göğüs merkezine anjiyografi yapılabilen veya orada oluşan pıhtıyı stent ile tedavi edebilen merkeze başvurulmalıdır.

Bunun dışında kalp kökenli ağrılardan acil yaklaşım gerektirmeyen ama yine kardiyoloğun gözetiminde tedavi edilmesi gereken durumlarda vardır. Örneğin kapak hastalığı da göğüs ağrısı yapabilir. Kalp zarının iltihabı da ağrı yapabilir. Kalpten çıkan damarın büyümesi de ağrı yapabilir. Yine acil ağrı sebebi % 1 civarı görüne ağrı sebebi kalpten çıkan ana damarın , aort damarın yırtılmasıdır. Bu durumda çok hızlı bir şekilde üst düzey merkezlere başvurarak tedavinin acilen başlatılması gerekir.

Boyun Ağrısı Nasıl Geçer? Sebepleri Nelerdir?

Çalışıyoruz, işteyiz veya bir toplantıdayız. Birden bire boynumuza bir ağrı girdi. Bütün neşemizi, hevesimizi kaçıran bir durumdur. Yaptığımız işten doğru dürüst verim almamaya başlarız. Bu gibi durumlarda eğer becerebiliyorsak mümkünse ışığı kapalı veya loş  olan bir odada kısa süreli bir istirahate çekilmekte fayda vardır. Sessiz sakin ışıksız bir ortam iyi gelecektir. Eğer becerebiliyorsak yanımızdaki kişilere boyun kaslarımızı ovdurtmak son derece faydalı olacaktır. Bunun dışında midemize dokunmayacak ve çok fazla yan etkisi olmayan bir takım ağrı kesiciler , kas gevşeticiler boynumuzu rahatlatacaktır. Sık sık boyun rahatsızlıklarından şikayeti olanlar mutlaka ceplerinde çok fazla zararı olmayan ağrı kesiciler taşımalı ve ağrı olduğu zaman içilmelidir. Eğer bu ilaçları almaz uzun süre bu ağrının devam etmesine sebep olursak o zaman istenmeyen bir takım başka hastalıklar ortaya çıkabilir.

Boyun Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Boyun ağrısında en sık rastlanılan sebep oradaki kasların tutulmasıdır. Boynun özellikle arkadan taşıyan ensemizdeki kaslar bir soğuğa maruz kaldığında veya bir şeylere çok üzüldüğünde , yorulduğumuzda o zaman ensede bir ağrı hissedilir. Boyun ağrısının en önemli nedeni budur. Eğer tedavi edilmezse buradaki kasların gerilmesi baş ağrısına yol açar. Bunun dışında baş dönmesi, unutkanlık, gün boyu yorgunluk, halsizlik gibi , gece uyusak bile hiç uyumamış gibi kalkma gibi belirtiler de bu boyundaki kasların ileri derecede gerilmesi sonucudur. Bu boyun kasların gerilmesi özellikle beynimize arkadan giden damarların gerilmesine yol açar. Böylece beyin yeterince beslenemez. Boyun ağrısına baş ağrısı da eklenir. Bir başka belirtiler de ortaya çıkar.

Boyun Ağrısından Kurtulmak İçin Ne Yapmalıyız?

Eğer boyun ağrısı çok sık şekilde devam ediyorsa , bizi rahatsız ediyorsa , basit ağrı kesiciler işe yaramamaya başladıysa mutlaka beyin cerrahına başvurup neyimiz var kontrol ettirmek gerekir. Eğer boyun düzleşmesi veya oradaki kaslarda aşırı gerginlik varsa o zaman masaj tedavisi, fizik tedavi, nöral terapi gibi yöntemlerle rahatlatmak gerekir. Ayrıca suda yapılacak bir takım kol hareketleri , sırt üstü yüzmeler, masaj tedavileri de oldukça faydalıdır. Kaplıca tedavisi orayı sürekli sıcak tutmada son derece faydalıdır.

Bazen boyun fıtıkları bir takım ameliyat gerektiren durumların habercisi olabilir. Bir boyun fıtığı varsa ve bu boyun fıtığı ilerlemiş kolumuzda ileri derecede güç kaybı yaratıyorsa veya dengesizlik yaratıyorsa o zaman ameliyat olmakta yarar vardır.

Boyun Ağrısı Boyun Fıtığı Oluşmasına Neden Midir?

Sık sık çekilen boyun ağrıları bizi oldukça rahatsız etmektedir. Bu ağrıları zamanında tedavi ettirmezsek , ilgili doktora gitmezsek bu kasların tedavi olmasını , gevşemesini sağlamazsak oradaki gerilim omuriliği sıkıştırarak aradaki disk denilen yassıcıkların dışarı çıkmasına ve bunların fıtık oluşturarak kola giden sinirlere baskı yapmasına neden olur. Boyun ağrısı varsa ilk başta geç kalmayan tedaviye gitmek gerekir. Bu nedenle boyun ağrısı deyip boş vermemek gerekir. Mutlaka üzerine gidip zamanında tedavi ettirmek gerekir. Gecikme çok pahalıya mal olabilir.

Boyun Ağrısı Ne Zaman Ameliyat Gerektirir?

Boyun ağrısı bazen boyun fıtığının da belirtisi olabilir. Eğer bu ağrılar sürekli olarak devam ediyorsa özellikle boyun ağrısı ile geceleri uyanmaya başladıysak ağrı kolumuza vurmaya başladıysa kolumuzda güç kaybı ve uyuşukluk yaratıyorsa o zaman boyun fıtığından şüphelenmek gerekir. Bunun dışında boyundaki kanal daralmaları yani omuriliğin geçtiği omurga denilen yapının bir takım kireçlenme veya fıtık nedeni ile daralması sonucunda omuriliğin sıkışmasına yürümemizde bozulmaya yol açar. Dengesizlik oluşur yalpalayarak yürürüz. Bu gibi durumda da mutlaka ameliyat gerekir.

Üç şey çok önemlidir. Gece uyandırıcı ağrı, elimizden bir şeyler düşürecek kadar güçsüzlük veya uyuşukluk bunun dışında yürürken dengesizlik ameliyat nedenleridir.

Hemoroid Ne Demektir? Nedenleri Nelerdir?

Hemoroid dokusu aslında hepimizde olan ve yaşam kalitemiz için önemli olan bir dokudur. Bağırsağın bittiği anüsün yani makadın başladığı bölgede damarsal bir dokudur. Atar damar ve toplar damarın birleştiği damar yumağıdır. Bu yumak biz istemediğimiz zamanlarda makaddan gaz ve sıvı çıkışına engel olur. Bu damar yumağı dokusu bağırsağın son kısmındaki basınç arttığı zaman yani bağırsağın son kısmı büyük tuvalette dolduğu zaman sönüp büyük tuvaleti boşaltabilmemizi sağlamaktadır. Burası boş olduğu zaman yani büyük tuvalet olmadığı zaman damar yumağı dokusu şişip burayı kapatmaktadır. Böylece biz istemediğimiz durumlarda sıvının ve gazın çıkışına engel olan bir yastık görevi görmektedir.

Anüsün bağırsakla birleştiği bölgedeki dişli çizgi denilen anatomik bölgenin üst tarafında kalan yani bağırsağın içinde kalan hemoroid dokusuna iç hemoroid , makadın yani anüsün dışındaki kalan bölüme de ki bu da cilt altındadır görülmez buna da dış hemoroid dokusu denilmektedir.

Hemoroid Hastalıkların Nedenleri?

İnsan bedeninin doğası gereği bizim her yemek yedikten sonra tuvalet yapmamız gerekir. Böyle bir refleks mevcuttur. Sürekli olarak bu refleks baskılanmakta ve bir süre sonra yok olmaktadır. Hemoroid hastalığının en temel ve en önemli nedeni budur. Bu refleksin yok olmasının en büyük kaybı kabızlıktır. Kabızlık zorlanarak tuvalet yapmak ve 3 günü geçen zaman süreçlerinde tuvalet yapmaktır. Zorlandığımız zaman hemoroid dokusunu, damar yumağını aşağı doğru itiyoruz. Tuvalet yaparken büyük tuvaletin geçmesi bu dokuyu zaten aşağı iten bir faktördür. Bir de üstüne zorlanarak , ıkınarak yapılırsa bu damar yolunun içinde basınç çok artacağı için aşağı sarkma ve bu bağların kopma olayı hızlanmaktadır. Dolayısıyla kabızlığa neden olan her şey hemoroid nedeni haline gelmektedir.

Yanlış beslenme kabızlığı en çok tetikleyen nedendir. Katı gıda ağırlıklı beslenme yeterli meyve , sebze almama, fast food ile beslenme kabızlığın en sık nedenlerinden biridir. Şişmanlıkta hemoroid nedenidir. Çünkü şişman insanlarda o bölgenin toplar damar sistemi üzerine büyük bir basınç olacağı için bu da hemoroid dokusunun şişmeye ve kabızlığa neden olmaktadır. Gebelik hemoroid için ciddi bir risk faktörüdür. Gebelerde kabızlık daha fazla görülmektedir. Aynı zamanda gebeye bebeğin yaptığı basınçta bu bölgedeki toplar damar sistemine yük bindirdiği için ikisi birden hemoroid hastalığına neden olmaktadır. Tuvalet alışkanlığı da çok önemlidir. Çünkü bazı kişiler kabız olmasalar dahi tuvalette çok uzun süre kaldıkları zaman bu da hemoroid hastalığı oluşumuna neden olmaktadır. Tuvalette oturma şekli ile o pozisyonda denge sağlayan ve destek veren dokular ortadan kalmaktadır.

Hemoroid Belirtileri Nelerdir?

Hemoroid hastalığında belirtiler evrelerine göre değişiklik göstermektedir. İç hemoroid ve dış hemoroid olmasına göre de değişmektedir. Dış hemoroid tanısı çok kolaydır. Hasta bile kendi tanısını koyabilmektedir. Çünkü dışarıda ele gelen bir meme söz konusudur. İç hemoroid de ilerlemediği sürece kanama ön plandadır. Tabi kanama başka bir şeylerden de kaynaklanabileceği için iç hemoroid tanısı koyulması için mutlaka bir muayene ve endoskopi gereklidir. Evre ilerledikçe tanı koymak daha kolaylaşmaktadır. Çünkü hemoroid dokusu şiştiği için meme olarak adlandırılan doku görülmeye ve elle hissedilir hale gelmektedir.  Kanama ve ağrı giderek her evrede artmaktadır. Tuvaletten sonra memenin sönmesi ve ağrının geçme süresi uzayacaktır. İkinci evreden sonra kaşıntı sorun olmaktadır. Çünkü meme dışarıda durduğu için aynı zamanda akıntı da meydana gelmektedir. Bağırsak içindeki sıvı dışarı çıkabilir hale gelmektedir. Bu da anüs etrafındaki ciltte tahriş oluşturacağı için kanamanın ve ağrının yanı sıra kaşıntıya da neden olmaktadır.

Üçüncü ve dördüncü evreye gelindiğinde ise  dolaşım sorunu çok ilerleyeceği için bu dönemde ülser de meydana gelebilir. Ülserleşme demek aynı zamanda enfeksiyon riski demektir. Hemoroid dokusu ülserleştiği zaman cilt bütünlüğü bozulmaktadır. Böyle bir durumda doğası itibari ile bu bölgede bol miktarda bakteri de olduğu için enfeksiyonlar başlayabilir. O bölgede çok ağrılı olan yüksek ateş yapan apseler de oluşmaya başlayabilir.

Hemoroid Hastalığı Nasıl Oluşur? 

Günlük yaşamımızda belli bir yeri olan ve çok önemli olan bu doku eğer şişer ve sarkmaya başlarsa yani içindeki toplar damar sisteminin basıncı artarsa o zaman bir hastalığa dönüşmektedir. Çünkü bu damar yumağı dokusu normalde bağırsak duvarına parkligaman denilen bağlar ile sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer bu zorlanma veya şişme ile sarkmaya başlarsa yani aşağı doğru inerse o zaman bir hastalığa dönüşmektedir. Çünkü sarkma beraberinde kanama ve ağrıyı getirmektedir. Hemoroid hastalığı dört evrede izlenmektedir. Birinci evrede dışarıda görülen veya ele gelen meme yoktur. Tuvalet ile birlikte özellikle ıkınıldığında kanama ön plandadır. İkinci evrede büyük tuvalet yapılması sonrasında dışarıya çıkan, şişen memeler görülür. Ama tuvalet bittikten sonra kendi kendine sönmektedir. Üçüncü evrede artık daha fazla kanama ve ağrı  vardır. Tuvalet yapıldıktan sonra memeler kendi kendine sönmediği ya da küçülmediği için eli ile içeri itmek ya da beklemek durumunda kalınabilir.

Dördüncü evrede ise bu memeler sürekli dışarıdadır. Bu zaten çok sıkıntılı bir evredir. Sürekli olarak kanama ve ağrı vardır. Bu hemoroid dokusu sürekli dışarıda durduğu için artık ülserleşme başlar. Bu evrelendirmenin  dışında aciliyet içeren hemoroid vardır. Buna tromboza hemoroid denilir. Bu hemoroid her evrede görülebilir. Tromboz demek toplar damar sistemi içinde pıhtılaşma oluşması demektir. Bu özellikle çok kabız olunan ya da tam tersi yoğun ishal olunan dönemlerde görülmektedir. Olan şey toplar damar sistemi ve atar damar sisteminin birleştiği damar yumağında damarın duvarında basınç artışına bağlı yırtılma meydana gelmesidir. Kan dışarı çıkıyor ama cilt dokusunun da altında kalmaktadır. Bu orada sertlik , morluk oluşturmaktadır.

Tuvalete Çıkıldığında Kan geliyorsa Hemoroid Midir?

Tuvalet sırasında ya da sonrasında oluşan kanama çok önemli bir belirtidir. Bu kişinin yaşına ve diğer hastalıkların varlığına göre mutlaka netleşmesi ve kanamanın nereden oluştuğunun belirlenmesi gerekir. Hemoroid hastalığındaki klasik kanama şekli tuvalet ile birlikte olan yani büyük tuvaletin üstünde görülen kanamadır. Ya da tuvalet bittikten sonra damla damla şeklinde gelen açık kırmızı şeklinde kanamadır.

Bun un dışında hemoroid hastalığında sıklıkla görülen çatlakta kanama nedenidir. Tümör de kanama nedenidir. Bağırsak kanserinin mutlaka ileri yaşlardaki hastalarda olmadığının kanıtlanması gerekir. Kolid yani bağırsağın iltihabi hastalığı da kanama nedenidir. Bunun dışında polip de yani bağırsakta oluşan et beni şeklindeki küçük tümörlerde kanama yapabilir. Bu nedenle özellikle ileri yaşlardaki hastalarda eğer tuvalet ile birlikte kanama varsa bu kanamanın nedeni mutlaka net olarak ortaya konmalıdır. Bu da endoskopi ile ortaya çıkmaktadır.

Epilepsi Ne Demektir?

Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin zaman zaman anormal elektrik deşarjları sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Deşarjlarını EEG de görülebilir ama klinik özellikleri de hastanın nöbetleri şeklinde görülebilir.

Bu deşarjın ortaya çıktığı yer neresi ise o bölgenin görevi ne ise onunla ilgili klinik özellikleri görülür. Bunlar daha çok parsiyel epilepsi olarak değerlendirilir. Bir de beynin orta hat yapılarından kaynaklanan yaygın epilepsi denilen jeneralize epilepsi denilen grup içinde epilepsiler de vardır. Bunlar da ayrıca bir takım klinik özellikler gösterir. Bunlar ayırt edilmesi için hem klinik değerlendirme hemde EEG değerlendirmesi yapılmaktadır. Böylece bayıldım diyen kişi gerçekten epilepsi hastası ise bu özellikleri ayırt etmek gerekir.

Epilepsinin Nöbetler Dışında Belirtisi Var Mı?

Epilepsinin nöbet dışında belirtisi yoktur.  Çünkü epilepsi diğer hastalıklar gibi değildir. Yani bir başlangıcı örneğin ateşli hastalık ile gelen bir şey söz konusu değildir. Epilepsi demek için önce nöbetin olması gerekir. Nöbet yoksa epilepsi denilmemektedir. Ya da bazıların kuşkulandığı gibi acaba benim çocukta epilepsi var mıdır? , başı ağrıyor bu epilepsi midir? diye bir çok kişi çocuklarını doktora götürüp EEG çektirmektedir. Halbuki böyle bir şey yanlıştır. Yani siz hiç bir zaman EEG de çıkan bir bozukluğu epilepsi olarak değerlendiremezsiniz. Çünkü 100 kişide normal sağlıklı kişilerde bile EEG çekilse 30 ‘u kadarında pataloji bulunabilir. Bu nedenle çok yanlış uygulanan bir şeydir. Hiç bir zaman nöbet yoksa ve hekim bunun nöbet olduğundan kuşkulanmıyorsa EEG çekilmesine gerek yoktur.

Bir hastada epilepsi var diyebilmek için bu kişinin epilepsiyi düşündürten bir takım klinik özelliklerinin ve yakınmalarının olması gerekir. Ya da bir başkası tarafından görülen yaşadığı bir olayı olması gerekir. Çünkü epilepsi hastası bilinç kaybı ile seyreden bir nöbet geçiriyorsa o anda kendini bilmediği için bunun farkına varmaz. Ancak bunu etraf fark edebilir. Dalmalar , otomatik hareketler , absürt hareket ve konuşmalar gibi durum olması gerekir. Böyle bir şey yoksa ve kişinin kendinde hissettiği bildiği bir şey yoksa o zaman epilepsi demek doğru değildir.

Epilepsi Hangi Hastalıklara Bağlı Olarak Ortaya Çıkar?

Epilepsi belirtiler grubu ya da bir takım bazı özelliklerin bir arada olduğu sendromdur. Bir nöbet olduğunda bunun başlangıç yaşı çocukluk çağında mı, erişkin yaşta mı , eşlik eden başka bir hastalığı var mı , ateş dahil olmak üzere örneğin çocuklarda menenjit hastalığı ile birlikte daha çok görülmektedir. Halk arasında havale denilen bir takım ateşli hastalıklar ile birlikte görülen bayılmalar olabilir. Ya da beyin tümörü dahil olmak üzere beyinde ve vücutta  şeker azlığı ile ortaya çıkan bir takım uyarılmalar olabilir.

Yaş İlerledikçe Epilepsi Nöbetleri Azalır Mı?

Her epilepsi hastasında hiç bir zaman bu hastanın seyri şöyle olacaktır şu yaşında nöbet ortadan kalkacaktır veya sıklaşacaktır diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü epilepsi nöbetlerini sıklaştıran, arttıran ya da ortaya çıkmasını uyaran bir takım nedenler vardır. Örneğin uykusuzluk, açlık, çok yoğun stres yaşanması, ateş, oksijen yetersizliği, şeker metabolizmasının bozukluğu gibi durumlar nöbetin uyarılmasına yol açar.

Bazı epilepsi tiplerinde daha fazla olmak üzere fotik uyaran denilen yanıp sönen arka arkaya gelen ışıklarda nöbetleri uyarabilir. O nedenle hiç bir hastada şu yaşta şu olacaktır diye bir şey yoktur. Ama rölanti epilepsi denilen çocukluk çağının selim türde nöbetleri vardır. Onlar 15-16 yaşlarında kendi kendilerine bile olsa düzelme gösterirler.

Epilepsiye Hangi Yaşlarda Sık Rastanır?

Epilepsi denildiği zaman anne karnında bile nöbet geçiren çocuk vardır. Doğduğu andan itibaren nöbet geçiren çocuklar vardır. Hayatın her döneminde herkes için nöbet geçirme riski vardır. Ama çocukluk çağında başlayan nöbetler biraz daha farklı özellikler gösterir. Örneğin 20 yaşından sonra başlayan bir nöbette beyinde tümör gibi ağırlıklı olaylar düşünülür ama çocukluk nöbetlerinde bunlar biraz daha genetik ağırlıklı veya metabolik ağırlıklı olabilir.